28 Ağustos 2014 Perşembe

19 Ağustos 2014 Salı

bilibili


tüm biliyorumlar yalan,
                                            bilmiyorumlar samimi...

17 Şubat 2013 Pazar

Yapılanlar ve Doğa Üzerine


Marmaris'te çam ormanları içinde yürürken bir kez daha görüyorum, doğada hiçbir şey zorlama değil....

olduğu kadar, olduğu gibi ve müthiş bir zarafet içinde....

bu; kimsenin alanına girmeyen, kendine ve etrafındakilere nefes aldıran huzurlu bir hal

                                                        x       x       x

Tatile çıkarken yolculuğum sırasında hatırladım, uzun zamandır kendime sormamıştım " Ben .........yı kimin için yapıyorum ? " ya da " ne için yapıyorum ? "sorularını....

cevaplar şöyle sıralanıyor ; x için, y için, başarı için , beğeni için vs...

Halbuki doğada böyle bir kaygı yok..herkes yerinden memnun 
açan çiçek de, yıldırım çarpıp düşen ağaç da...

İnsan da bu doğal ritimde yaşasa belki o zaman uyanacak kendisi için yaşamaya...tarlada çalışacak, tavukları besleyecek, odun toplayıp ısınacak, yemeğini yapıp ya onları paylaşacak yiyecek ya da satacak...

Ama şehirde olmak çaba gerektiriyor...ve tüm bu çabalar içinde kendiliğinden olan hiçbir şeyin güzelliğini göremiyorsun...bunları algılamaya vakit ve hal kalmayabiliyor...hayat kendi içindeki boşluklarla güzelken sen doldurduğun hayatının içinde kayboluyorsun

yakalayamıyorsun değerini küçük ayrıntıların büyükleri aramaktan

                                                x          x           x

Doğanın söyleyecekleri bitmiyor biz onu duyabiliyorsak eğer ...
İşte karşımda muhteşem bir güneş batımı...her saniye değişen ve daha da güzelleşen...
içinde turuncu, mor, eflatun, gri, pembe, sarımtırak renkler ; daire, elips ve yüzlerce başka içiçe şekiller...

işte bu doğanın kendiliğinden olan güzelliği, çabasız...

Ben, tüm bu çabasızlık ve doğallığın içinde farkettim ki çoğu zaman içimden duyduğum ve beni spirituel olarak da olsa yönlendirmeye çalışan ses egommuş aslında...
ve gördüm ki kendi hayatının içinde düşünmeden akan insanın ne kadar da doğru olduğuna inanılsa da bazı davranış ve düşünce kalıplarına ihtiyacı yok...onları bilinçli ve ya bilinçsiz bir şekilde yapınca zaten o olmuş oluyorsun...o zaman da sözler teferruat kalıyor...
                                                                   
                                                                                 

12 Şubat 2013 Salı

Açıl Kabuk Açıl


Kabuğuma çekiliyorum...uzun zamandır emek verdiğim işe kendi içinde tekrar başlayarak....
aslında hiç bir zaman ara vermemiştim, yapmasam da hayatımdan çıkmamıştı tam olarak..ama son zamanlarda yüz vermiyordum pek; başka işlerin anlık çekiciliği yerle temasımı kesiyordu dönem dönem...

Şimdi ise memleketime dönmeye karar vermiş gibiyim,
Orada düşünerek, hissederek, kolay, zor, geliştirici, acı veren ve ya eğlenecli, şaşırtıcı egzersizlere ayırdığım çalışma saatlerimin hakkını tekrar vermek istiyorum...

Kimi zaman merakla, kimi zaman sıkışıklık hissi ile deneyimlediğim hareket araştırmalarına , farklı kavramlar içinde kaybolan hallerime geri dönüyorum, bu sefer kıymetini bileceğimi düşünerek.

Bu his bana son haftalarda geldi...Yurt dışından gelen bir dansçı/koreograf ile başladığımız çalışmalar sonrasında neredeyse düşünmeden derinleşerek hareket araştırması yapmayı ne kadar özlemiş olduğumu ve ruhumu ne kadar beslediğini, bu koca şehirde buna ne kadar ihtiyacım olduğunu hatırladım.
Ardından çalışmalarını çok beğendim bir performans sanatçısının bir sosyal paylaşım sitesine koyduğu yazı karşıma çıktı.
Yazı; bir performansın akademik bir kitap olmadığını belirttikten sonra esaslı bir gerçeği de ispat etmek zorunda olmadığından da bahsediyordu. Araştırması yapılan kavram ve durumların bir amaç değil bir araç olarak görüldüğünü ve bu araştırma yolunda çürütülmeye dahi açık olmak sureti ile değişebileceği, dönüşebileceği ve hatta yok olup gidebileceği ihtimallerinin altını çiziyordu.

Ben okudukça rahatladım, okudukça heyecanlandım...Bunlardı birkaç yıl evvel avucumun içinden kayıp gidenler, şehrin yoğunluğu ve kendi ayaklarım üzerinde kalabilme niyetli eylemlerimin arasında kaybettiklerim...

Şimdi geriye dönüp baktığımda elbette kendi ayaklarım üzerinde durabilmek adına baya yol kaybettim( "katettim" yazacakken kağıda böyle düştü bu kelime, ben de değiştirmek istemedim :)

Ama bildiğim başka birşey var ki; bu süreçte boş zamanlarımda ya da düştüğüm boşluklarda hep birşey aradım...hem onu nerede bıraktığımı hem de onun ne olduğunu hatırlayamadan..

Şu günlerde bu sis perdesi aralanıyor ve gerçek yavaş yavaş su üstüne çıkıyor...yavaş yavaş çıkıyor çünkü ben bu alanda ani bir değişime hazır değilim

Dans
         ağırdan
                     giriyor
                               hayatıma
















                                                                                     Foto: Wolfgand Madleitner
Bundan sonra yazılarımın bazılarını buradan paylaşmaya karar verdim..şimdiye kadar birikenlerin bazıları buraya aktarılacak, bazıları ise kaybolacak...ben tümüne Yalnız Yazılar adı vermeyi uygun buldum, yazıya ve yazana en çok yakışan yalnızlık olduğu için belkide...