Marmaris'te çam ormanları içinde yürürken bir kez daha görüyorum, doğada hiçbir şey zorlama değil....
olduğu kadar, olduğu gibi ve müthiş bir zarafet içinde....
bu; kimsenin alanına girmeyen, kendine ve etrafındakilere nefes aldıran huzurlu bir hal
x x x
Tatile çıkarken yolculuğum sırasında hatırladım, uzun zamandır kendime sormamıştım " Ben .........yı kimin için yapıyorum ? " ya da " ne için yapıyorum ? "sorularını....
cevaplar şöyle sıralanıyor ; x için, y için, başarı için , beğeni için vs...
Halbuki doğada böyle bir kaygı yok..herkes yerinden memnun
açan çiçek de, yıldırım çarpıp düşen ağaç da...
İnsan da bu doğal ritimde yaşasa belki o zaman uyanacak kendisi için yaşamaya...tarlada çalışacak, tavukları besleyecek, odun toplayıp ısınacak, yemeğini yapıp ya onları paylaşacak yiyecek ya da satacak...
Ama şehirde olmak çaba gerektiriyor...ve tüm bu çabalar içinde kendiliğinden olan hiçbir şeyin güzelliğini göremiyorsun...bunları algılamaya vakit ve hal kalmayabiliyor...hayat kendi içindeki boşluklarla güzelken sen doldurduğun hayatının içinde kayboluyorsun
yakalayamıyorsun değerini küçük ayrıntıların büyükleri aramaktan
x x x
Doğanın söyleyecekleri bitmiyor biz onu duyabiliyorsak eğer ...
İşte karşımda muhteşem bir güneş batımı...her saniye değişen ve daha da güzelleşen...
içinde turuncu, mor, eflatun, gri, pembe, sarımtırak renkler ; daire, elips ve yüzlerce başka içiçe şekiller...
işte bu doğanın kendiliğinden olan güzelliği, çabasız...
Ben, tüm bu çabasızlık ve doğallığın içinde farkettim ki çoğu zaman içimden duyduğum ve beni spirituel olarak da olsa yönlendirmeye çalışan ses egommuş aslında...
ve gördüm ki kendi hayatının içinde düşünmeden akan insanın ne kadar da doğru olduğuna inanılsa da bazı davranış ve düşünce kalıplarına ihtiyacı yok...onları bilinçli ve ya bilinçsiz bir şekilde yapınca zaten o olmuş oluyorsun...o zaman da sözler teferruat kalıyor...